


Türkiye'de dizi sektöründe haftalık 16 milyon YTL dönüyor. Bu kadar para dökülen sektörde çıkan ürünlere baktığımızda “kaliteli” diye tanımlayabileceğimiz dizi sayısı birkaç taneyi geçmiyor.
Senaryo özgünlüğü ve bütünlüğü, oyunculuk, kast seçimi, prodüksiyon gibi özünde teknik konuları bir kenara bırakalım.
Yoğun bir şekilde pompalanan zenginlik, şatafat (içerisinde 4x4 cip olmayan dizi neredeyse yok gibi.) ve üretmeden tüketmenin doğallığı sorunlarını da başka bir yazımıza havale edelim.
Bütün bunlar üzerine çok şey söylenebilir elbette. Ama bu yazının konusu bunlar değil. Bu yazıda konumuz dizilerde izleyicilere verilen gizli mesajlar.
Oyunculuk bir sanattır. Ve her sanatçının topluma karşı sorumlulukları vardır. Sanat eserleri toplumun ilerisinde olur ve toplumu ileriye götürür. Diziler sanat eseri midir, toplumsal kaygıları var mıdır elbette tartışılır.
Ancak gelin birkaç dizi üzerinden bizlere iletilen gizli mesajları deşifre edelim. Sanatçılarımızın bilerek yada bilmeyerek hangi amaçlara hizmet ettiklerini anlamaya çalışalım.
Annem
Vahide Gördüm ve Talat Bulut’un başrollerini üstlendiği Annem sezonun iddialı dizilerinden. Vahide Gördüm dizide yıllar önce, hamileyken eşi tarafından aldatılmış, bu nedenle eşini terk etmiş bir anneyi oynuyor. Eşinin hamileliğinden haberi olmadığı için kızını yıllarca tek başına, hayatla mücadele ederek büyütmüş, emeğiyle geçinen, anaç bir kadın. Diziyi izledikçe bu annenin ne kadar “iyi” biri olduğunu düşünüyoruz. Tamam, gerçekten temiz, namuslu, emeğiyle geçinen iyi bir kadın. İyi, ama karşısında kötü gösterilen eski eşinin yeni nişanlısı, kariyer sahibi, gazeteci kadının suçu ne? O kadın da okumuş, kariyer yapmış, birini sevmiş ve nişanlanmış. Özünde bir suçu yok. Ancak bir şekilde gazeteci kadın –ki kendisi gerçek hayatta kokain kullanırken yakalanmış biri. Bilerek mi bu role seçildi diye düşünmeden edemiyorum- yuva yıkan, yanında çalışan elemanlarına kötü davranan, asabi biri olarak gösteriliyor. Bu arada erkek çocuğuna yıllar sonra sahip çıkan, hatta eşiyle yeniden yakınlaşma potansiyeli taşıyan, memleketi için hayırlı işler yapan “iyi” biri. Seyirci şimdiden eşini aldatan bakanı hoş görmüş gibi görünüyor. Yakında herkes eşiyle tekrar evlenmesini isterse şaşırmam.
Gizli mesaj: Erkektir yapar.
Benden Baba Olmaz
İlk başlarda komedi dizisiydi. Şimdilerde ise oldukça romantikleşti. Yine eşini aldatmış ve boşanmış, sorumsuz, sürekli çapkınlık yapan bir adam zamanla tekrar eski eşini seviyor. Şimdi çocuklarının hatırı gerekçesiyle eşine iyice yaklaştı ve tekrar evlenmek istiyor. Ve hatta eski eşiyle aynı evi paylaşıyorlar. Eski eşi ise ne evliyken ne de ayrıldıktan sonra başka bir ilişki yaşamamış, mesleğine odaklanmış hatta kariyerini çocuğu uğruna ertelemiş güzelce bir bayan.
Anlamadığımız şey bu sorumsuz, eşini aldatan, rahat yalan söyleyen adam bir şekilde dizide yağlanıp ballanıyor ve seyircinin adam hakkında “iyi” düşünmesi sağlanıyor.
Peki bu adamın yaptığı hatalar nereye gitti? Ya da bu arada kadın neden başka bir ilişki yaşamıyor? Adam birçok ilişki yaşadı. Ey senarist o kadında bir ilişki yaşasın da göreyim ben o tekrar evlenmek isteyen kocayı. Ama yok. Olmaz öyle şey. Sadece erkek yapar değil mi?
Yine aynı mesaj karşımızda; “Erkektir yapar.”
Asmalı Konak
Eski fenomen dizilerden Asmalı Konak ise tam bir facia. Başrolde ki Seymen Ağa uyuşturucu işi mi yapmadı, mafyalık mı yapmadı, karısını mı dövmedi, daha beteri hizmetçisine tecavüz edip çocuk mu yapmadı. Ancak nasıl oluyorsa içinde her türlü kötülüğü barındıran bu adam bir şekilde dizi izleyicilerinin kendilerini yerinde hayal ettikleri, özünde “iyi” biri haline geliyor. Ağalık düzeninin, sınıfsal uçurumun bu kadar normalleştirildiği, bu kadar yağlandığı bir dizi zor bulunur. Tabi izleyiciye de şaşmak gerek. Herkes kendini Seymen ağa, onun karısı yada hanım ağa yerine koyarak mutlu oldu bir dönem. İyi de tecavüze uğrayan hizmetçi kim olacak? Kapıda ki maraba, şoför kim olacak? Hayat böyle bir şey mi? Yanında çalışana tecavüz eden biri nasıl olur da “iyi” gösterilir.
Eski Şener Şen, Kemal Sunal filmlerinde ağalar, ağalık düzeni eleştirilir, yerle bir edilirdi. Burada ise fütursuzca cilalanıyor, hayatın normal bir gereği olarak sunuluyor.
Dizinin senaryosunu Meral Okay'ın yazması, yönetmenliğini Çağan Irmak'ın yapması ise ayrı bir hayal kırıklığı.
Bu dizide hem kadın-erkek ilişkileri anlamında erkeğin üstün/baskın gösterilmesi hem de ağalık düzeninin normalleştirilmesi gizli mesajları gayet başarılı bir şekilde kazınıyor izleyicinin kafasına.
Yaprak Dökümü
Yaprak Dökümü’nde de iki zıt karakter üzerinden kadınlar üzerine bir kanaat oluşmasına yol açıyor. Oradaki gelin kötü, evin kızı Fikret ise iyi. Oysa o gelinin Fikret'ten en temel farkı kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını alabilen biri olması. Yaptığı fitne-fesatlar elbette onu kötü kılar ki zaten sorun da tam burada. Ayakları üzerinde duran, güçlü kadın fitne-fesat yapan, “kötü” kadın, her şeyini (ki kendi geleceğini de) ailesine, babasına bağlılığından dolayı kaybeden, sadık kadın ise “iyi” kadın. Dizide geline bütün kötülükler, fesatlıklar yaptırılıyor. Fikret ise o cadı kaynanansına bile katlanıyor. Fikret’in o kaynana karşısında bile ağzı var dili yok. Ne kadar iyi değil mi? E tabi o ailesinin, babasının yani büyüklerinin isteği dışında hiç bir şey yapmayan, yapamayan (aslında bu nedenle hayatı kendine de zindan eden) birisi.
Burada beynimize işlenen mesaj “Ey kadınlar; evliyseniz kocanızın, değilseniz babanızın sözünden çıkmayın. Aman isyan etmeyin. Yoksa kötü kadın olursunuz.”
Peki bu dizileri yazan, çeken, oynayan, yayınlayanlar bu durumun farkında değiller mi?
Örneğin geçenlerde Vahide Gördüm'ün eşiyle yapılış bir söyleşiyi izlemiştim bir kanalda. Kendisi de tiyatrocu olan beyefendi gayet aklı başında bir insan. Eminim Vahide Gördüm 'de öyledir. Peki neden itiraz etmezler bu senaryoya.
Ya da Talat Bulut. O da geçen bir söyleşisinde yıllar önce bir film çekiminde bir yönetmenin çekimler sırasında kendisine söylediği bir mimiği, yönetmene karşı gelme pahasına yapmadığını söylemişti. Çünkü o mimiğin o an o role uygun olmadığını, normalde sakin biri olan oynadığı rolün, birden çok kızgın olmasının doğru olmayacağını düşündüğünü, bu nedenle yönetmene karşı geldiğini söylemişti. Yıllar sonra yönetmenin ona hak verdiğini falan söylüyordu gururla. Oynadığın rolde ki mimiklerle ilgili yönetmene hayır diyecek kadar yaptığı işe saygısı olan bir oyuncu neden oynadığı dizide ki bu tehlikeli mesajlara müdahale etmez?
Dizileri çekenler, yazanlar, oynayanlar, yayınlayanlar herkes ama herkes durumun farkında elbette. Özellikle oyuncuların bu durumda çok fazla belirleyici olduklarını sanmıyorum. Çok fazla itiraz edecek güçleri olmadığı da bir gerçek. Böyle bir durumda işsiz kalmaktan korkarlar ki bence itiraz edip gerekirse işsiz kalmalılar.
Mozart da sefalet içinde öldü Van Gogh da. Sorumluluk sahibi her sanatçı bu tavrı göstermek zorundadır.
Diziler kuzu gibi toplum yaratmanın psikolojik mücadelesini veriyorlar. Oysa ihtiyacımız olan toplum, kendisine her sunulanı kabul etmeyen, sorgulayan toplumdur.
Bu gün yaşadığımız tüm sorunların temelinde de bu yatmıyor mu?
Not: Bu yazı burada ki urban5'te ki bir tartışma üzerine 07.11.2007'de yazılmıştır.
bir de
aşk temalı dizilerin büyük çoğunluğunda aldatma olgusu çok sıradan ve basit bir durummuş gibi gösteriliyor. Tabi bu durum sadece erkekleri kapsıyor. Aldatan taraf kadınsa seyirci tarafından resmen kevaşe ilan ediliyor ama erkek yaptığı zaman gayet normal. ve enteresandır, her dizide aldatma olayı mutlaka yaşanıyor.. lafta Türk toplumuyuz ve aldatmaya karşıyız ama bu durumun her dizide olması kimsenin umrunda değil.
bu vb. gibi dizilere
kafam
ehm...
-
en güzeli dizi izlememek, kişisel gelişim kitapları okumamak.. hayat yaşayarak bi mucize zaten izleri görene..
iyi hatırlattınız
kişisel gelişim kitaplarına hasssecret'a da ayrıca
kafam
ehm...
bildiğin
anarşiksin.
bilmediğin
şirine
-
olsun, dediğin gibi olsun.:)=
...
o değil de hatırla sevgili'de geçen bölüm deniz'in ölümüne çok fena üzüldüm. (deniz gezmiş değil ama öteki deniz.)
ben ölsem
bu kadar üzülmezsiniz.
...
üzülürüm. yaşı genç insanların ölümüne üzülüyorum zaten. ha tabi sizin yaşınız 60'ın üzerindeyse üzülmeyebilirim :o
ben
insanların öldüklerine üzülmem. onların nasıl ve ne şekil öldüklerine bakar üzülmesi gereken bir durum varsa öyle üzülürüm. size tavsiyem siz de öyle üzülün. bu durumda üzülmeyebilirsiniz de. ne bileyim size kalmış.
*
deniz gezmiş bunu duysaydı çok fena üzülürdü.
...
ama onun öleceğini zaten biliyorduk o yüzden.
..
he bir de yeni evlenen genç kızların hepsi frijit
biri de gerdekten çıkıp "oh be" demedi
..
tespite gel, buna mı dikkat ettin allahsız?
..
he işim gücüm yok buna dikkat ettim hevi. ısrarla bekliyorum hepsi teker teker pompikpompik..
..
heh heh. konulu porno seyret, daha az vakit alır.
..
ne iyi dedin. ömrümü yemişlerdi
*
azerbaycan televizyasını baksan beyle dertlere temaşa olmiyasın.
-
Ahahahaha.
Öleceğim şimdi.
favori dört kanalım var
bbc prime, tnt, cnbc-e ve aztv. en kaliteli dublajlar aztv'de.
-
parası iyiyse, teklifi "toplum üzerindeki etkisi" yüzünden reddedecek insan sayısı azdır. ben olsam ben de etmem mesela. bunu bir de dünya çapında inceleyip, tekrar tartışmak gerekir bence. kaldı ki sadece digiturk'te görebildiğimiz onlarca dizinin dışında, ülkelerin kendi içlerinde yayımladığı diziler ve bunların özellikleri de türkiye'dekine benziyor olabilir.
böyle böyle, dünya medyasına laflar hazırladık isimli bir kaynak oluşturulabilir.
sadece
Menekşe ile Halil'i izliyorum. Onu da Murat Daltaban için izliyorum. Bahse konu dizilerin hiçbirini bilmediğim için yorum yapamadım. Ama bu izlediğim dizi bitse de Daltaban tiyatro sahnesine dönse daha mutlu olacağım diyebilirim. Dedim.
*
o dizinin sadece bir bölümünü izledim, onda da:
menekşe'ye eski kocası (menekşe babası tarafından bu adama satılmıştı) tecavüz ediyordu. daha sonra menekşe'nin babası halil'e, "o artık kirli(?), onu istemezsen anlarız" diyordu!?¿ ayrıca eski koca katil miydi neydi, yurt dışına kaçmayı planlıyordu. bu eski kocaya da bir kadın (her şeyi bilmesine rağmen); sırf kızı, adamı baba bildi diye yardım ediyordu. diziden tiksindiğim için başka da bölümünü izlemedim.
ben
de geçen yıllarda babam Kurtlar Vadisi'ni izlerken bir kaç bölüm bakmıştım. Laz bir adam karısını asıyordu. Sonra uyuşturucu üreten bir adamı psikopat oğlu ona "seni seviyorum oğlum" dememiş diye öldürüyordu. Sonra Polat da mafya babasının öz oğlu çıkmıştı. Daha fazlası bünyeme ağır geldi sonra.
burada
kendimle çelişmişim sanki. Menekşe ile Halil'de de Halil kötü adamın oğlu çıkıyor çünkü. Ama tabii burada kötü adamı canlandıran Murat Daltaban olduğu için izliyorum. Kendisini ayakta alkışlıyorum. İyiyi de kötüyü de öyle güzel yansıtıyor ki seyirciye, dizide başka hiç kimseyle ilgilenmiyorum. "Bir Mithat Ateş 10 günde nasıl çöktü"yü izliyorum her Cumartesi arkama yaslanıp. Hayat bana güzel.
mesaj budur bence...
uzun zamandir dizi izleyemiyordum ama geçen hafta "ölüm çiçekleri " adında bir dizi takıldı gözüme. içinde ilyas salman vardı ilk başta çözemedim diziyi. boşnak Türklerin sırplarla sataşmaları ve kosova'daki gerginliği anlatıyordu. izledim 10 dakika kadar sonra cine5'te bir programda dizilerin konuları anlatılıyordu. meğerse dizinin adında ki ölüm çiçekleri'nin bir anlamı varmış ki şöyle; kosova'daki sırp zulmü sırasında öldürülen boşnakları toplu mezarlara gömmüşler. daha sonra savaş bittikten sonra toplu mezarları bulmaya çalışan birleşmiş milletler görevlileri birşeyi farkediyor.toplu mezarların üzerinde açan çiçeklere tek bir kelebek türü konuyor.bu kelebeğin konduğu yerleri araştıran ekip tam 300 tane toplu mezara ulaşıyor. bunu duyduğumda inanamadım ilk başta ve araştırdım. dizinin yapımcılığı iki araştırmacı yazar soner yalçın ve cüneyt özdemir yapıyor. *Avrupa'nın göbeğinde 312 bin kişi öldü... *35 bini çocuktu... *50 bin kadına tecavüz edildi... *2 milyon kişi evini terketti... *18 bin kişi hala kayıp... *Bosnalılar savaş sonrasında hep kelebekleri takip ettiler... *Biliyorlardı ki; o kelebekler tek bir çiçeğin üzerine konuyordu... *Ve o çiçek sadece Bosna'daki toplu mezarların üzerinde çıkıyordu... *Bu çiçeklerin adına ÖLÜM ÇİÇEKLERİ deniyordu... *Bosna'da Ölüm Çiçekleri sayesinde 300 toplu mezar bulundu
Diziler ve Saçmalıkları
Cine 5'te de bir süre yayınlanan "The West Wing" isimli dizinin 4. sezon bölümlerinden birinde Türkiye'de iş arkadaşıyla evlilik dışı beraber olan bir kadına recm cezası uygulanacağı ve sevgili Amerikan başkanının bunu diplomatik yöntemlerle durdurduğu şahsım tarafından gözlenmiştir. Peki bu dizinin senaristlerini geçtim, yönetmeninden çekirdek kadrosuna hiç biri mi bu ülke hakkında bir şey bilmez, bilemiyorum. Hayır onu bunu geçtim Ahmet Ertegün'ü de mi tanımıyordunuz, rahmetli NBC'ye her çıktığında bas bas Türkiye diye bağırıyordu.
Canlarım benim, parayla ilgili bu... Önce Türkiye'de tiyatrocu olmanın zorluğunu tartışalım, ardından dizilere b.k atarız.
*
hak verdim sana. bu aptal dizileri izleyen bir kitle var ve o kitle sayesinde, ödeneksiz özel tiyatrolar ayakta kalıyor.
*bu arada amerigolulara benim kafam girsin, avusturalyayı eyaletleri sanan bi popülasyon
...
gizli felan da değil ayrıca mesajları.
dolaylı olarak yapmıyorlar bütün türk yapımlarında olduğu gibi.
gözünüze sokuyorlar. türk filmlerinde gönderme, mesaj, dolaylı anlatım filan olmaz.
olsaydı onun adı türk filmi olmazdı.
hatta hala anlayamamış embesiller vardır diye de dizi özetlerinde biri geçen haftanın kötülerini, iyilerini filan sesli olarak anlatır.
...
dizilerle, insanlar hayal dünyasının içine sürüklenerek, bilinçleri bulanıklaştırılıyor ve gerçeklerden uzaklaştırılıyoruz. kendi çapında fayda sağlayan sanatçılar tüketim kültürünün de yaygınlaştırılmasına araç oluyorlar.
mizah yaparken olup bitenleri eleştirmek bir yana hemen hepsi amerikan ve ingiliz sitcomlarının taklitleri; dizilerin içeriği, seçilen oyuncular, oyunculuk biçimleri türkiye'den, bizden çok az izler taşıyor hepsi yabancı kaynaklardan esinleniyor genelde.
bu konuda sanatçılar daha seçici ve bilinçli olmalı ki halka yansıttıkları şeyler daha gerçek olsun.
hatırla sevgili de
1980 ihtilali ile bitiyormuş. son bölümleri...
bir de
star wars gibi bilimkurgu filminde bile felsefe yapmış adamlar, bizim konusu dram/aşk olan dizilerimizde bile hep klişe tema, bilindik replikler... az biraz kafa yorup düşündürücü bir şey koymuyorlar ortaya.
evet
Ne de guzel soyledin.
selena'nın
gizli mesajı zuhal topal'dır. yoksa 60-70 civarında askerin çıt çıkarmadan bu diziyi izlemesi imkansız. bir tek bu diziyi çözdüm.
çok
yerinde bir tespit.
yerinde derken
televizyon başında.
hazır eliniz değmişken
reklamlara da el atıverin..."evim de mutluyum ben" diyerek toplumsal rolünü evde otur kocanın bornozunu yıka hırsını ondan al özlediğinde de koklarsın diyen, tüm sıkıntısını yatağa bir çarşaf serip geçirebileceğini vurgulayan şahane şarkıya bu orjinal sözleri yazanlara da grammy verilsin! Hatta eksik kısmını yüce devletlimiz tamamlasın "o çarşaflardan başına özgürlük görüntüsü ver boynuna da fiyonk yap , 3 de veled lazım ki nüfusumuz şenlensin ..." evinde mutlusun sen ah ahh.
o değil de
bu hepsi kızlarından esmer olanı görmüştüm ben. acayip zayıftı ve de kısa boylu. beğenmedim yani.
atış bunlar
hayır kuzum bu yatmıyor. toplum koyun olsun hiç mühim değil. meleyip gezsin ne güzel işte. mutlu mesut yaşar. almanyada öle. bildiğin öküz yani adamlar. %7'lik kısım hariç. Niye %7 bilmiyorum. Bu herifler %7'yi bi şekilde süper kalite yapmayı başarıyor. Memleketide zaten bu mesleğinde , hayatında uzman %7 adam ediyor. Lan hala aklım almıyor nasıl beceriyolarsa. bizde sorun şu herkes akıllı. tam tersi herkesin her konuda diyeceği var. o yüzden endazemiz ayar tutmuyor. zemberemiz boşalmış gibi konuşuyoruz yapıyoruz ediyoruz işte. o yüzden böyle oynak milletiz ya.